GazzeHamasDoğu TürkistanSon dakikaZulümTerme HaberTerme AjansenflasyonemeklilikTerörötvdövizakpchpmhp
DOLAR
43,1423
EURO
50,2666
ALTIN
6.201,75
BIST
12.130,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Samsun
Çok Bulutlu
18°C
Samsun
18°C
Çok Bulutlu
Cuma Yağmurlu
11°C
Cumartesi Çok Bulutlu
12°C
Pazar Hafif Yağmurlu
17°C
Pazartesi Yağmurlu
7°C

Bakan Fidan: Halep’te paralel yapı ortadan kalkacak

Bakan Fidan: Halep’te paralel yapı ortadan kalkacak
REKLAM ALANI
09.01.2026 20:54
A+
A-

Bakanı Fidan, Türkiye’nin dış politika gündemi ve uluslararası alandaki son gelişmelere ilişkin merak edilen soruları, TRT Haber özel röportajında yanıtladı.

2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026’nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.

“2026’ya krizlerin gölgesinde giriyoruz”

Yeni yılın hemen başında Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland krizlerinin peş peşe patlak verdiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti. Fidan, “Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti.” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin ve ateşkes süreci: “İkinci aşamaya geçeceğiz”

Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye’nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze’deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti;

Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli. Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamlelerle nihayetinde, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldı. Şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız.

Bölgesel ve küresel barış vizyonu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “adil ve kalıcı barış” ilkesi çerçevesinde hareket ettiklerini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar’daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.

“Türkiye dış politikada olağanüstü bir performans sergiledi”

Küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti;

Afrika’nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik’teki birtakım konular. Bunların hepsi gerçekten gündemimizdeydi öncelik sırasına göre. Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun hani ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır; Hangi alanlarda menfaatinizi ileri götürürsünüz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf edersiniz? Bu fevkalade önemli. Hiç yaptırıma uğramamışsınız, var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz.

“2025 fevkalade iyi bir yıl oldu”

Dış politika ortamı gerçekten bazılarının “vahşi” diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılındaki dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür fevkalade iyi bir yıl oldu bizim açımızdan. Ama dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.

“Parametreler kendiliğinden değişti”

İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden esas itibariyle söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki; “Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim.” Şimdi bunu dediği andan itibaren başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri olmak üzere birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika’nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.

“Birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda”

Ani değişimi görüp analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim 2025’te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026’da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde otomatik pilota bağlı değil. Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olmasıyla birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor.

“Belirsizliğin arttığı bir dönemdeyiz”

Kısaca şunu söylemek istiyorum; artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.

“Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok”

İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de “Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı” deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerimizde aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; Güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok kendiliğinden… Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.

Diplomasiyi propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı kullanıyorlar. Her iki taraf da ‘Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver’ çizgisi yok. Bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım. Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde kalmak. ‘Diyalogdan yanayız’ deyip gerçekte tam tersini yapan, sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok.

“Halep’te paralel yapı ortadan kalkacak”

Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG’ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep’ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep’te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.

Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika’nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail “böl, parçala, yönet” taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG’nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa… Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.

“Diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler”

Şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan’ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.

“Yüzyıllık derin uykusundan bu coğrafya artık uyandı”

Suriye’nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var. Temel sorun, bu sorunlara dışardan başka bir aklın etki etme çabası. Yemen’deki, Sudan’daki ve Suriye’deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu konuda bölge ülkeleriyle hemfikiriz. Herkes bu resmin farkında. İslam dünyası uyandı. Bölgesel sorunların bölgesel ülkeler tarafından sahiplenilmesi politikası artık makes bulmaya başladı.

Sayın Trump’ın ortaya koyduğu dış politika çizgisi bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Amerika’nın konuyu bölge ülkelerine bırakarak bir şey yapması bizim de perspektifimizle örtüşüyor. Bölge ülkelerinin olgunluk seviyesi bir noktaya ulaşmış durumda. Sorunları çözmeye yönelik ortak iradelerin çıkacağına inanıyorum. Bölgede istikrarın, refahın, huzurun baş göstermesi mümkün ama yolun çok başındayız.

“Anlaşmaya uyuyormuş gibi göstermeye çalışan bir İsrail var”

(Gazze barış planı) Bu noktada koordinasyonu yapan bizle beraber Amerika’nın açıklamasını açıkçası bekliyoruz. Nihai çalışmalar devam ediyor, işte görüş alışverişleri var, belli mekanizmalar var. Bu mekanizmaların oluşturulması, hangi ülkeler yer alacak, nasıl olacak, nasıl çalışacak, çok da farklı görüşlerin olduğu bir atmosferdeyiz. En son Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump ile bu konuda görüşmesi oldu. Yaptığı görüşmede Gazze’deki ikinci aşamayı, Suriye’yi ve diğer konuları da detaylı olarak görüşmüştü. Şimdi Miami toplantısında da gördük, ondan sonra da yaptığımız toplantılarda da ifade ettik. Şimdi ikinci aşamaya geçişin belli şartları var. O şartların biz esas itibarıyla Filistin’e bakan, Gazze’ye bakan, Hamas’a bakan yönüyle tamamlandığını görüyoruz ama İsrail sürekli farklı şartları, farklı talepleri gündeme getirerek konuyu başka bir noktada tutmaya çalışıyor.

Aslında orijinal amacından vazgeçmiş değil, uluslararası kamuoyunun baskısından dolayı bu anlaşmaya uyuyormuş gibi göstererek gitmeye çalışan bir İsrail var. Aslında onlara da söylüyoruz. Onların menfaati de uluslararası toplumun kahir ekseriyetinin, uluslararası vicdanın talep ettiği hususların yerine getirilmesi. Ama orada da bir inat ve direniş var. Ama sonuçta bu bir sabır oyunu, akıl oyunu. Müttefiklerimizle beraber haklı olduğumuz evrensel insan haklarının, insanlık onurunun, insanlık vicdanının talep ettiği konuları inşallah hayata geçirmede yılmadan mücadele edeceğiz. 

Önümüzdeki günlerde bu deklarasyon yapılır. Gazze’yi yönetecek komitenin netleşmesi için bir iki konu var. Gazze’nin yönetimi Filistinlilerden oluşacak bir teknik komiteye devredilecek. Asıl kritik konu istikrar gücünün hayata geçmesi. Gazze’nin yeniden imar planı var. Önemli olan bir Filistinli kardeşimizin daha ölmemesi ve çektikleri sefaletten bir an önce kurtulmaları. Cumhurbaşkanımız barınma konularında gerçekten çok hassas. Oradaki kardeşlerimizin barınma sorunu yaşıyor olması, soğuğa tabi olmaları bizi gerçekten çok üzüyor. Şimdi onu izole etmek için neler yapılabilir? Türkiye olarak çadırlar gönderiyoruz, girişlerde problem söz konusu bir de çadırlar her zaman için etkili olmayabiliyor. Orada belki konteynerlerin kullanılması daha iyi olur. Bizim de depremlerden kalma konteynerlerimiz var.

“Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazır”

Cumhurbaşkanımızın iradesi şu yönde; Gazze barış planının hayata geçmesi için Türkiye üzerine ne görev düşüyorsa yapmaya hazırdır ve yapacaktır. Bu bir irade. Şimdi bunun hangi alanda nasıl hayata geçeceği meselesi diğer ortaklarımızla beraber daha önce mutabık kalınmış kararlarla beraber yapılacak hususlar var. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı çıkarken belli konuların hayata geçirilmesinde sınırdaş iki ülkenin onayının veya koordinasyonunun alınması şartını getiriyor. Sınırdaş iki ülke Gazze’ye biliyorsunuz biri Mısır, biri İsrail. Bunlarla ilgili bir şeye ihtiyaç var. Amerika’nın Türkiye’nin oradaki gerekliliği üzerinde bir anlayışı var, bu konuda bir talebi var. İsrail’in şimdilik deklare ettiği buna bir karşı duruşu var. Bu nereye evrilecek, nasıl olacak bunu göreceğiz. Ama dediğim gibi biz insani yardım, yeniden yapılanma dahil olmak üzere barış gücü de dahil olmak üzere birçok konuda görev almaya hazırız ama şu anda netleşmiş değil. Temaslar, görüşmeler, bu noktadaki koordinasyon toplantıları devam ediyor.

“İsrail’deki fanatik tavırlar bizi etkilemiyor”

(Türkiye’yi hedef alan İsrailli siyasiler) Bu istisna olmaktan çıkıp bir günlük sıradan bir konuya dönmüş durumda İsrail politikasında. Özellikle hükümette yer alan radikal bazı bakanların dikkat çekmek için kendilerini meşhur yapmak için, çünkü biz onlara cevap verip onlarla aynı şekilde laf atarsak onların birdenbire takipçileri artacak, ‘Ben Erdoğan’la savaşıyorum, ben Fidan’la savaşıyorum’ gibi şeylere girecekler. Çünkü onlar da azınlık partilerine mensup işte ciddi görevleri olmayan bakanlar. Bunlar koalisyon hükümetlerinin hani pozisyon verilsin diye verdikleri bakanlar. Şimdi isimlerini bile söylemeye gerek yok. Burada hangi düzeyde devlet yönetiminde ciddiye alınacak düzeyde birileri bir şey söylediği zaman onlara tabii ki cevap veriyoruz. O bizim politik tavrımız. Ama İsrail’de ortaya konan fanatik tavırların, Cumhurbaşkanımızla ilgili, hükümetimizle ilgili, bizimle ilgili tavırları bizi etkilemiyor.

İstediğin kadar sosyal medyayla yönlendir, sene de yüz tane film çek; insan vicdanı, insan aklı, insan idraki fıtratı gereği bir noktadan sonra isyan ediyor. ‘Yok daha o kadar da değil kardeşim’ diyor. Bu yalanı sen on yıllardır devam ettirerekten orada bir yalan imparatorluğu kurmuşsun, dünyada bir illüzyon oluşturmuşsun Siyonizm adına ve bu illüzyon üzerinden orada şunu yap, burada bunu yap. Amerika’yı da belli çok sofistike yollarla Amerikan siyasetini kendine bağlayarak bölge ülkelerini veya seninle ilgili diğer ülkeleri kontrol altına almaya çalışmışsın Amerika üzerinden. Bugüne kadar gelmiş. Şimdi Trump diye bir başkan çıkmış demiş ki: Ben bu illüzyonu tanımıyorum kardeşim, benim nereden menfaatim var, burada bir menfaatim var buna bakacağım, orada bir menfaatim var ona bakacağım.’ Böyle durumda.

“Eşkiyavari politika ilerletme dönemi bitti”

Erdoğan diye bir lider çıkmış bu topraklardan yüzyıldır beklediğimiz ve ortaya yumruğunu masaya vurmuş ve demiş ki: ‘Kardeşim artık haddinizi bilin, yeter. Gerçekten adalete, hikmete, insan haklarına, insan onuruna dayalı bir sistem olacaksa olsun. Onun dışında artık bu topraklarda, bu coğrafyalarda bu kadar eşkıyavari insanların gözünü boyayarak politika ilerletme, gündem ilerletme dönemi bitmiştir. Benimle beraber bu dönem bitmiştir’ bunu ilan etmiştir Cumhurbaşkanımız. O mütevazı duruşu aslında dünyaya verdiği fevkalade büyük bir mesajdır.

“Güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz gerekiyor”

Arap dünyasının kendi içinde bir yapısal durumu var. Arap Ligi’nin içinde bir Körfez grubu var. Körfez grubu Arap dünyasında oldukça etkili. Burada Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi çok etkili ülkeler var. Ben bu ülkelerin ellerindeki imkanları bir araya gelerek kullandıkları zaman ne kadar hayırlı işler üretebileceklerini birçok alanda gördüm. Özellikle Filistin Temas Grubu’nda bu ülkelerin bir araya gelmesi birçok şeyi üretiyor. Ben yeni dönemde de artık aramızdaki kırgınlıkları, problemleri bir kenara bırakarak kendi aramızda güvenliğe dayalı bir platform kurarak gündemimizi ilerletmemiz gerekiyor. Artık bölgemiz dışarıdan kurtarıcı bekleme dönemini kapatmalı. Suudi Arabistan’la Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki gerilimin bir an önce sonlanması fevkalade önemli. Bu iki değerli ülkenin bir araya gelip sorunları çözmede iş birliği yapması gerekli.

Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır gibi çok büyük bölge ülkelerinin nitelikli iş birliği yapması fevkalade önemli. Arap dünyasındaki sorunların, klasik sorunların bir an önce çözülüp, Araplarla ilgili o genel kabul edilmiş çözümsüzlük ve umutsuzluk algılarının da ortadan kalkması gerekiyor. Ben bunun için gerekli olan bütün imkânların ve şartların mevcut olduğuna inanıyorum; çok da gerçekçi değerlendirmelere ve analizlere dayanarak. Burada biraz liderliğe, biraz vizyona, biraz iyi niyete ihtiyaç var ve biraz da idealizme ihtiyaç var açıkçası.

“Devam eden görüşmelerimiz var”

(Rusya-Ukrayna savaşı) Bu konuda mesaimizi çok alan bir konu; sayısız toplantılar, görüşmeler var, online toplantılar var, yüz yüze görüşmeler var. En son işte biliyorsunuz Paris’te birkaç gün önce liderler zirvesi vardı. Cumhurbaşkanımızı temsilen toplantıya iştirak etme durumumuz da oldu. Orada da öncesinde askeri heyetler toplandı, diplomatlar toplandı, ulusal güvenlik danışmanları toplandı ve sürekli devam eden bir süreç var. Bizim taraflarla liderler düzeyinde, bizim düzeyimizde devam eden görüşmelerimiz var. 

Burada bir, iki tane temel sorun var. Birisi toprakla alakalı bir konu; Donetsk’in yüzde 23’lük Ruslar tarafından şu anda kontrolü alınmamış bir yeri var. Ruslar kendi referandum ve deklarasyonlarıyla buranın kendilerine ait olduğunu söylüyorlar. Ukraynalılar da tabiatıyla diyorlar ki: ‘Burası bizim toprağımız, biz bunu vermeyiz.’ Şimdi bu sorunun bir çözülmesi gerekiyor. Bunun çevresinde olan birçok konu vardı. Şimdi bugünkü aslında yapılan Paris’teki tartışmalar da onu gösterdi; yapılacak olan bir anlaşma sadece Ukrayna ile Rusya arasında olacak bir anlaşma değil, aynı zamanda Avrupa ile Rusya arasındaki bir barış anlaşması olacak. Onunla ilgili çok madde var; alt belgeler, kağıtlar var. Avrupa güvenliği nasıl olacak, bununla ilgili birtakım konular var.

Ukrayna’nın güvenlik garantileri başlığı altında aslında Rusya’nın tekrar saldırması durumunda ne olacak konuları var. Şimdi bu konuda Avrupa’da Rusya ile barışını yapmak için Amerika’nın orada garantörlüğüne ihtiyaç duyuyor. Amerikalılar da belli bir noktaya kadar bunu garanti edebileceklerini söylüyorlar, belli noktalarda çekincelerini koyuyorlar ama büyük oranda istekleri karşılıyorlar; yeter ki ateşkes olsun.

“Ateşkesle ilgili üç tane husus var”

Geldiğimiz noktada ateşkes olması durumunda bu ateşkesle ilgili üç tane husus var: Bir ateşkesin gözlemlenmesi (monitoring ve verification dediğimiz konu); anlaşma var, kabul var ama buna uyuluyor mu? Bu mekanizma nasıl olacak? Askeri heyetler bunu tartıştılar, bununla ilgili genel bir çerçeve oluşturuldu, bize komutanlar Paris’te sunumunu yaptılar. İkincisi, Ukrayna’nın savunma gücünün, caydırıcılık gücünün temin edilmesiyle ilgili birtakım çalışmalar var, o nasıl olacak ona bakıldı. Üçüncüsü, bir taarruz olması durumunda anlaşmanın hilafına, nasıl bir mukavemet gösterilecek? Bununla ilgili genel kabuller, şartlar, planlamalar nelerdir, kim ne rol alacak? Bununla ilgili birtakım planlamalar var. Askeri planlamaların çerçevesini bu oluşturuyor.

“Karadeniz’in güvenliği fevkalade önemli”

Türkiye bütün bu planlamalarda baştan beri şunu ortaya koydu: Biz askeri planlama çalışmalarına bakarken bir hava unsurları var, kara unsurları var, deniz unsurları var. Deniz unsurlarının tabii bulunduğu yer Karadeniz’le ilgili yerler. Çünkü Ukrayna’nın sadece Karadeniz’e sahili var, başka yere yok. Dolayısıyla Karadeniz bizim için de önemli. Karadeniz’in güvenliği fevkalade önemli ve Karadeniz’deki NATO üyesi en büyük ülke olarak burada ana sorumluluğu Türkiye’nin üstlenmesi gerekiyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız da Silahlı Kuvvetlere bu noktada gerekli müzakere talimatlarını vermişti, biz de bakanlık olarak bu noktada müzakereleri yürüttük. Yapılan planlama çalışmalarında Karadeniz güvenliğinin sorumluluğu Türkiye’de, bir barış anlaşması olması durumunda. Kara ve hava unsurları Fransa’yla ve İngiltere arasında bölünmüş durumda. Orada karada tabii ki yapılacak unsurlar aslında daha çok planlamaya ilişkin, lojistik hublara ilişkin çalışmalar. Oralar biraz daha sıkıntılı, bizim çok fazla müdahil olmadığımız, olmak da istemediğimiz alanlar. Deniz alanı şu anda bizim daha çok yoğunlaştığımız alan.

Ayrıntılar gelecek…

REKLAM ALANI
Yorumlar

Bir Cevap Yazın. Yorumlarınızı Önemsiyoruz! Görüşlerinizi bizimle paylaşmaktan çekinmeyin. Yazılarımız hakkında düşünceleriniz, katkılarınız ve sorularınız bizim için değerli. Yorum yaparken lütfen saygılı ve yapıcı bir dil kullanmaya özen gösterin. şiddet ve Argo, hakaret, ırkçı ifadeler ve ayrımcılık içeren yorumlara izin verilmez. Yorum yapmak için Web Sitemizde ya da Facebook hesabınızla kolayca giriş yapabilirsiniz. Unutmayın, burası birlikte konuşabileceğimiz temiz ve güvenli bir alan!

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.