ABD’nin Çifte Tavrı: Gücün Ulaştığı Yer ile Durduğu Yer
Dünyada güç denildiğinde akla ilk gelen aktörlerden biri Amerika Birleşik Devletleri’dir. Askerî kapasitesi, istihbarat ağı ve küresel müdahale kabiliyetiyle birçok ülkede rejimler devirmiş, devlet başkanlarını saraylarından alabilecek operasyonlar gerçekleştirmiştir. Venezuela örneği bunun en çarpıcı göstergelerinden biridir. Ordularla, özel birliklerle korunan bir devlet başkanına ulaşabilen bir güçten söz ediyoruz. Bu tablo, ABD’nin maddî kudretinin ne denli geniş olduğunu inkâr edilemez biçimde ortaya koymaktadır.
Ancak aynı ABD, söz konusu Gazze olduğunda durmakta, geri çekilmekte ve sahaya inmeyi göze alamamaktadır. Yıllardır abluka altında tutulan, hava sahası kapalı, denizi kontrol altında olan, kara sınırları duvarlarla çevrili bir coğrafyada, esirlerini doğrudan alabilecek bir askerî operasyonu neden yapamamaktadır? İşte asıl soru tam da burada başlar. Madem bu güç Venezuela’da işledi, neden Gazze’de durdu?
Bu sorunun cevabı güçte değil, zemindedir. Venezuela’da karşısında iman merkezli bir direniş yoktur. Şehadeti bilinçli bir tercih olarak gören bir topluluk yoktur. Ölümü bir tehdit değil, Rabbe kavuşma kapısı olarak anlayan bir akide yoktur. Orada güç, korku üretmiş ve sonuç almıştır. Gazze’de ise bambaşka bir zemin vardır. Ölüm korkusunun yerini Allah korkusu almıştır. Savunulan şey yalnızca bir toprak parçası değil, bir davadır. Kullanılan asıl silah, mühimmat değil, inançtır. Kur’ân’ın ifadesiyle onlar Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar.
ABD’nin Gazze’ye neden giremediği sorusunun cevabı da burada saklıdır. Çünkü ABD, ölümden korkan toplumlarla savaşmayı bilir. Ama ölümü göze almış, hesabını Allah’a havale etmiş bir toplulukla doğrudan yüzleşmenin bedelini hesaplayamaz. Bu nedenle doğrudan operasyon yerine vekâlet savaşını tercih etmiştir. Sahaya inmek yerine silah göndermiş, istihbarat sağlamış, diplomatik kalkan oluşturmuştur. Gücünü bizzat göstermek yerine sorumluluğu paylaşarak görünmez kılmaya çalışmıştır. Bu, gücün değil korkunun yer değiştirmesidir. Zira güç korku üretir; iman ise korkuyu ortadan kaldırır.
Ortaya çıkan tablo, İslâm tarihiyle birebir örtüşmektedir. Firavun, İsrailoğullarına zulmederken güçlüydü ama Musa’nın imanından korktu. Ebu Cehil, Mekke’de iktidardı fakat Bedir’de çözüldü. Haçlılar Kudüs’te zulmün zirvesindeydi ama Selahaddin Eyyûbî’nin inancı karşısında tutunamadılar. Tarih boyunca iman boşluğu olan coğrafyalar güç karşısında çözülmüş, imanla yoğrulmuş toplumlar ise azlıklarına rağmen direnmiştir. Venezuela bu anlamda iman boşluğu yaşayan coğrafyaların tipik bir örneğiyken, Gazze Bedir ruhunun çağımıza yansıyan hâlidir.
Kudretin gerçek sahibi Allah’tır. Beşerî güçler ancak O’nun izin verdiği yere kadar ilerleyebilir. Sivillerin, çocukların, kadınların hedef alındığı bir savaşa destek olmak zulme ortaklıktır. Zulme rıza göstermek, zulmün kendisi gibidir. ABD Gazze’de sahaya inmedi ama zulmün arkasında durdu. Bu da askerî değil, ahlâkî bir mağlubiyettir.
Sonuç olarak ABD, Venezuela’da bir devlet başkanına ulaşabilecek kadar güçlüdür; fakat Gazze’de birkaç tünelin altındaki imanla yüzleşecek cesareti yoktur. Bu tablo bize bir hakikati bir kez daha hatırlatmaktadır: Güç her kapıyı açar sanılır; ama iman bazı kapıları sonsuza dek kapatır.