Siyaset mi, Politika mı?
Adaletin Tarafında Durmak.
Günümüzde Müslümanların en çok tereddüt yaşadığı alanlardan biri siyaset meselesidir. Kimi zaman bilinçli bir uzak duruş, kimi zaman “kirli alan” gerekçesiyle tamamen dışarıda kalma tercih edilir. Oysa bu tutum, ilk bakışta masum gibi görünse de uzun vadede adaletin zayıflamasına, hakkın sahipsiz kalmasına yol açar. Çünkü toplum, ilgisizlikle değil sorumlulukla ayakta durur.
Siyaset, özünde bir adalet ve emanet meselesidir. İslam düşüncesinde yönetim, bir üstünlük alanı değil, ağır bir hesaptır. Kur’an’ın adaleti emreden ayetleri yalnızca bireysel ahlâkı değil, toplumsal düzeni ve yönetim anlayışını da kapsar. Hz. Peygamber’in Medine’de kurduğu nizam, farklı inanç ve kabileleri adalet temelinde bir arada tutabilmiş bir yönetim örneğidir. Hz. Ömer’in halifeliği ise siyasetin vicdanla birleştiğinde nasıl bir sorumluluğa dönüştüğünü açıkça gösterir.
Politika ise modern dünyada çoğu zaman iktidar merkezli bir faaliyet hâline gelmiştir. Burada temel amaç, yönetmekten ziyade kazanmak; hakikati savunmaktan ziyade güçlü görünmektir. Algı yönetimi, söylem mühendisliği ve çıkar dengeleri ön plana çıkar. Bu zeminde ahlâk bağlayıcı bir ilke olmaktan çıkar, duruma göre kullanılan bir araç hâline gelir. Böyle bir anlayış, toplumu yönetir ama adaleti temsil edemez.
Asıl tehlike, siyasetin bu politik dile tamamen teslim edilmesidir. Değerlerden kopuk bir yönetim anlayışı, zamanla zulmü normalleştirir. Bu noktada siyasetten bilinçli şekilde uzak duranların sorumluluğu da göz ardı edilemez. Çünkü boş bırakılan her alan, başka bir zihniyet tarafından doldurulur. İslam’la bağı zayıf olan bir yönetim anlayışının ortaya çıkması, çoğu zaman inançlı kesimlerin ilgisizliğiyle doğrudan ilişkilidir.
Tasavvuf geleneği, bu meseleye derin bir uyarı getirir: Sorun siyasetin kendisi değil, nefsin siyasetidir. Güç arzusu, makam tutkusu ve kibir siyaseti kirletir; adalet duygusu ise onu ıslah eder. Bu yüzden çözüm kaçmak değil, arınarak sorumluluk almaktır. Fıkıh açısından kamu hakkı, kul hakkının en ağır biçimidir; kelam açısından ise iktidar mutlak değil, emanettir.
Sonuç olarak siyaset ile politika arasındaki fark, niyetle başlar, yöntemle derinleşir ve sonuçta ortaya çıkar. Politika gücü hedefler, siyaset adaleti. Politika kazanmayı esas alır, siyaset hesap vermeyi göze alır. Müslüman için doğru duruş, siyaseti ahlâkın denetiminde tutmak ve adaletin tarafında yer almaktır.
Çünkü adalet, ilgisizlikle korunmaz;
ancak sorumlulukla ayakta tutulur.