KÜFÜR TEK MİLLETTİR
Gazze bugün yanmıyor.
Gazze günlerdir, haftalardır, ayları aşan bir süredir sistemli biçimde yok ediliyor.
Artık orada yalnızca bombalar değil; zaman, sessizlik ve dünya düzeni öldürüyor.
Enkazdan çıkarılan çocuklar ilk günün haberi değildi.
Hastanelerin vurulması bir “istisna” değildi.
Açlığın silaha dönüştürülmesi geçici bir kriz hiç değildi.
Bu bir anlık öfke değil, planlı bir imha sürecidir.
Ve bu süreç, bütün dünyanın gözü önünde işlemektedir.
Kur’ân, böyle zamanlar için konuşur. Olayları anlık görüntülerle değil, hak–batıl çizgisiyle okur. Asırlar önce koyduğu ölçü bugün bütün çıplaklığıyla karşımızdadır:
اَلْكُفْرُ مِلَّةٌ وَاحِدَةٌ
Küfür tek millettir.
Bu söz bir slogan değil; Gazze’de aylarca süren katliamın tefsiridir.
İsimler değişir, diller değişir, gerekçeler değişir; ama Hakk’a karşı duran zihniyet hiç değişmez.
Gazze’de artık “çatışma” yoktur. Orada hayatın kendisi hedef alınmıştır. Hastaneler, okullar, camiler, yardım konvoyları, bebekler… Hepsi aynı kefeye konulmuştur. Ve dünya, bu tabloyu her gün izleyip alışmıştır. Alışmak, bu çağın en büyük suçu hâline gelmiştir.
Daha acısı şudur: Bu yok oluş karşısında sessiz kalanlar da bu tablonun bir parçasıdır. Kimisi susarak, kimisi geciktirerek, kimisi “ama” ile başlayan cümleler kurarak zulmün önünü açmıştır. “Meşru savunma” denilerek, bir halkın aylar süren imhası normalleştirilmiştir. İşte tam burada vahyin sözü bir kez daha doğrulanmıştır: Küfür, iman karşısında tek saf olur.
Filistin meselesi artık bir coğrafya meselesi değildir. Bu, insanlığın kimliğini kaybedip kaybetmediği meselesidir. Mazlum Müslüman olunca hukuk susuyorsa, zalim güçlü olunca adalet erteleniyorsa, ortada bireysel hatalar değil, ortak bir zihniyet vardır. Kur’ân buna “dostluk” der: “İnkâr edenler birbirlerinin dostlarıdır.”
Gazze’de bombalar aylarca konuşurken, Doğu Türkistan’da yıllardır sessizlik konuşuyor. Orada yıkım gürültüyle değil, sistemle ilerliyor. İnanç yasaklanıyor, kimlik suç sayılıyor, bir halk yavaş yavaş kendisinden koparılıyor. Ve dünya yine susuyor. Çünkü zulüm, Hakk’a bağlı olanlara yapıldığında küresel vicdan devreye girmiyor.
Gazze, Doğu Türkistan, Arakan, Keşmir, Yemen… İslam coğrafyasının haritasına bakıldığında görülen şey şudur: Acı aynı, yöntemler benzer, sessizlik tanıdıktır. Ortak suçları vardır bu coğrafyaların: Teslim olmamak, inancını terk etmemek, kimliğini korumak. İşte bu yüzden farklı ideolojiler, farklı devletler, farklı sistemler aynı noktada birleşir. Vahyin “küfür tek millettir” diye tarif ettiği gerçeklik budur.
Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür. Ama zulüm aylarca sürmesine rağmen hâlâ görmezden geliniyorsa, orada sadece silahlar değil, değerler de çökmüştür.
Ramazan’da açlığı hissediyoruz. Gün boyu bekliyoruz.
Ama Gazze aylardır aç.
Cami’de beş vakit namazda, Cuma’da saf tutuyoruz. Omuz omuza duruyoruz.
Ama mazlumların safı aylarca boş bırakılıyor.
Asıl muhasebe tam da buradadır.
Gazze artık “yanan bir yer” değil; dünyanın sınıfta kaldığı bir yerdir.
Ve bu yok oluş sürerken susan herkes, er ya da geç şu cümleyle yüzleşecektir:
Küfür tek millettir.
Allah’ım,
bizi alışanlardan değil, direnenlerden eyle.
Mazlumun duasında, hakkın safında sabit kıl.
Âmin.